Emile Durkheim neyin kurucusu ?

Emre

New member
Emile Durkheim: Sosyolojinin Kurucusu mu, Yoksa Sadece Bir Teorisyen mi?

Bugün Emile Durkheim, sosyolojinin babalarından biri olarak anılıyor. Ancak, bu tanımlama doğru mu? Durkheim’ın çalışmalarının bu kadar kutsanmasını hak edip etmediğini sorgulamak, sadece sosyolojinin akademik çerçevesini değil, modern toplumun yapısal analizine dair anlayışımızı da sorgulamamıza yol açabilir. Sosyolojiyi bir bilim dalı olarak kuran kişi olarak kabul edilen Durkheim, toplumsal olayları, bireylerin içsel duygularından ve niyetlerinden bağımsız olarak incelemeyi önerdi. Fakat bu yaklaşım, eleştirilere açık birçok zayıflığı beraberinde getirdi. Durkheim’ın toplumun işleyişini açıklamak için sunduğu teoriler, yer yer dar bir bakış açısı yaratıyor ve bugünün toplumsal yapısını anlamada ne kadar geçerli?

Durkheim'ın Bilimsel Sosyoloji Anlayışı: Herkesin Gördüğü 'Objektif Gerçek' Midir?

Emile Durkheim, toplumu “bütün olarak” ele almayı önerdi. Bu bakış açısının arkasında, toplumsal fenomenlerin bireylerden bağımsız olarak var olan ve bireylerin üzerinde etkisi olan güçler olduğuna dair güçlü bir inanç yatıyordu. Durkheim, sosyolojiyi diğer bilimler gibi nesnel, bağımsız ve gözlemlenebilir bir olgu olarak görüyordu. Toplumsal yapıların, bireylerin öznel görüşlerinden bağımsız olarak var olduğu fikri, onun teorilerinin temel taşıydı.

Ancak bu yaklaşım, toplumsal olayların tamamen nesnel ve dışsal bir güçle açıklanabileceği varsayımına dayanıyor. Toplumlar ve insanlar arasındaki etkileşimler, bireylerin bilinçli ya da bilinçsiz katkılarıyla şekillenir. Durkheim’ın, bireylerin motivasyonlarını ve psikolojik süreçlerini göz ardı eden bakış açısı, bir yandan soğuk ve mekanik bir toplum anlayışına yol açarken, diğer yandan bireysel hak ve özgürlükleri önemseyen günümüz toplumları için geçerli olmayabilir.

Sosyolojiyi bir bilim dalı olarak kurmaya çalışan Durkheim, toplumsal olayları anlamak için kurduğu bilimsel metodu da sıklıkla eleştirilmiştir. Sosyal olayları doğa bilimleri gibi gözlemlerle analiz etme arzusu, sosyolojinin insan ve toplum doğasına dair karmaşık bir anlayışı kaybetmesine yol açmamış mıdır?

Toplumdaki 'İstikrar' Arayışı: Durkheim’a Göre Her Şey Dengede Mi?

Durkheim, toplumu bir organizma gibi görmekten hoşlanıyordu. Ona göre, toplum, çeşitli parçaların uyumlu bir şekilde çalıştığı bir makineye benziyordu. Bireyler, toplumun “toplumsal düzen”ini koruyarak, toplumsal yapıya hizmet etmeliydi. Durkheim’ın temel endişesi, toplumun istikrarını sağlamaktı. Ancak bu, her zaman sadece pozitif bir şey midir?

Durkheim, özellikle anomi kavramıyla, toplumsal değerlerin çökmesi ve bireylerin bu çöküşle baş edememesi sonucunda ortaya çıkan toplumsal bozuklukları vurguladı. Anomi, toplumsal düzenin çözüldüğü, normların ve değerlerin kaybolduğu bir durumu ifade eder. Durkheim’a göre, modern toplumlar, eski geleneksel normların yerini yenilerinin almadığı durumlarda anomiye yol açabiliyor. Ancak, burada şu soruyu sormak gerek: Anomi, yalnızca toplumun bozulması mıdır? Yoksa bu durum, toplumsal yapının evrimsel bir sonucu ve bireylerin eski normlara karşı yeni bir direnişi olabilir mi?

Toplumun devamlılığını sağlamak için var olan “düzenin” idealize edilmesi, bireylerin toplumsal yapıya karşı eleştirel ve dönüşümcü yaklaşımlarını engellemiyor mu? Durkheim’ın toplumsal düzen anlayışı, sadece toplumsal istikrarı savunmakla kalmadı; aynı zamanda toplumsal değişimi ve eleştiriyi de zorlaştırıyor gibi görünüyor. Burada, toplumun yenilik ve evrimsel değişim için gerekli olan dinamizmi kaybetmesi durumu söz konusu olabilir.

Durkheim'ın Metodolojisi: Herkes İçin 'Bir Ölçü' Var mı?

Durkheim’ın en çok eleştirilen noktalarından biri de, sosyolojiyi evrensel bir bilim olarak kabul etmesidir. Durkheim, bireysel ve kültürel farklılıkları göz ardı ederek, toplumsal olayları tek bir doğrultuda açıklamaya çalıştı. Örneğin, ona göre, her toplumda bireylerin toplumla uyumlu olması gerektiği fikri, her kültürde geçerli bir normdu. Ancak bu yaklaşım, toplumların çeşitliliğini göz önünde bulunduran bir analiz yapma fırsatını kaçırdı. Toplumlar, tarihsel, kültürel ve ekonomik bağlamlarına göre farklılıklar gösterir. Durkheim’ın evrensel bir toplum düzeni anlayışı, farklı toplumsal yapıları anlamaktan çok, tekdüze bir model sunmaya yönelikti.

Ancak, bir toplumun tüm üyeleri arasında benzer değerlerin olmasını beklemek, bireylerin düşünsel ve kültürel çeşitliliğini görmezden gelmek değil midir? Toplumların çeşitliliğini ve çatışmalarını göz önünde bulundurmadan, toplumsal düzenin evrensel bir şekilde var olduğunu söylemek, modern toplumsal yapıyı anlamada ne kadar geçerli olabilir? Durkheim'ın metodolojik yaklaşımı, toplumsal farklılıkları ve çatışmaları, toplumu düzenleyen güçlü bir faktör olarak ele almak yerine, bunları bir tür sapma ya da anomi olarak görmekteydi.

Sonuç: Durkheim’ın Efsanesi Devam Etmeli mi?

Durkheim’ın sosyolojiyi bir bilim olarak kuran kişi olup olmadığı tartışılabilir. Onun bilimsel ve objektif bakış açısı, toplumu anlamada bize bir yol haritası sunduğu kadar, sınırlı bir perspektife de sahip. Bugünün toplumunu anlamada onun teorileri ne kadar geçerli? Herkes için geçerli bir 'toplumsal düzen' fikri gerçekten de bu kadar evrensel mi? Durkheim’ın metodolojisi, toplumsal çeşitliliği göz ardı etmemeli mi? Durkheim, toplumun sabırlı bir şekilde istikrarını savunuyor, fakat bu bize toplumsal değişim ve yenilik için nasıl bir alan bırakıyor?

Forumdaşlar, sizce Durkheim’ın yaklaşımı, toplumsal düzeni korumak adına bireysel farklılıkları ve eleştiriyi bastıran bir düşünceye yol açtı mı? Sosyolojiyi bir bilim dalı olarak kabul ederken, toplumsal değişimin nasıl şekillendiğini daha geniş bir çerçevede nasıl ele almalıyız?
 
Üst